20050725

Ölümsüzleştirebildiklerimizden misiniz?



"ben gönlü yaralıyken bile derin olan ve hiçten bir şeyle yok olabileni severim. Böyle geçer o köprüyü, seve seve...

Ben gönlü dolup taşanı severim, öyle ki kendini unutur ve herşey içindedir onun; böylece herşey onun batışı olur.

Ben ruhu özgür ve gönlü özgür olanı severim, böylece kafası kalbinin sadece cevheridir, kalbi ama batmaya zorlar onu..."

Nietzche
-------------------------------------------------


...............................................................................................ALGI KAPILARI TEMİZLENİNCE,

...............................................................................................GERÇEKLER ORTAYA ÇIKAR


......................................................................................Jim Morison için "doors" un anlamını
---------------------------------------------------------------------------------------------


Algı kapıları temizlenince gerçekler ortaya çıkıyor gerçekten de...
33 yaşındayım.
yaşlı değil.
genç de değil.

"kim olduğumu" bilemeyecek kadar genç, "kim olmadığımı" bilecek kadar yaşlı

Nietzche'den alıntıyı 1990 yılında, üniversiteye başladığım yıl yapmışım. Kuşe bir kağıda silinmez asetat kalemleriyle ve çerçeve içine çerçeve yaparak afili bir şekilde yazmışım. Uyumadan okumak için olsa gerek.. O yılki rüyalarımı hatırlamıyorum ama ciddi şeylerdi herhalde... Zor gülebilme hali o zamanlar yapıştı suratıma sanıyorum. Bir sonraki sene 11.9.1992 tarihli bir kağıda, duvar yazısı taklidi ile, sevgililerim arasında önemli bir yeri olan Jim Morison'dan bir kelam aktarmışım. Bu yazıları yazarken aklım bir hayli "sınırların dışında"ymış herhalde, kendimi hiç göremiyorum; hangi ruh halindeydim, sever-sevilir miydim bilemiyorum. ama emin olduğum birşey var; babamın demir balkon masası ayağıyla, iş yerinden getirdiği parlak cilalı -sanırım- armut kaplamalı masa tablasını birleştirerek yaptığı masam, ve dönerken gıcırdayan asimetrik çalışma koltuğumdan oluşan, ciddiyet duvarıyla örülü ben olma cumhuriyetim kadar ait olduğum bir yerim olmadı bir daha...
Sağ omzumdaki mavi şeytan o kadar acımasız olma kendine diyor ya, düzelteyim o zaman: 33 yaşımda kendim olabildiğim bir kaç bulut üstü görüntü varsa kafamda, bu yazılara, bu yazarlara sormak lazım hesabını derim. Adam olacak çocuk neyinden belli olurdu?

Her tecrübesiz yetişkin (=ergen) gibi ben de "ne" olacağımı merak ederdim. Şimdi eski "yazıtlara" dönüp bakınca ne yersiz bir merakmış diyorum.
Hem Nietzche oku, hem ne olacağını bilme! Olacak iş değil!


5 comments:

e said...

aldous huxley'in the doors of perception'ında bir anlatım var, benim çok sevdiğim ve kendimce romantik ya da nahoş rahiyalı anlamlar taktığım peşine; the borneos of my mind..diye. zihnimin borneoları lafını ben bulabilmek isterdim, ilk ben kullanmak...

hera said...

borneo deyince dogmus da buyumus fikirler gibi anliyorum. guzel turkcem tek kelimelik bir anlam cevirisine izin vermiyor. bir de "zihnimin" ya da "zihin" demek beni biraz itti, sesleri yuzunden sanirim. "the" borneos of my mind (georgia on my mind) supper ama.

senin isin zooorrr!

yuvakuran said...

Nietzche'yi artik okuma, onun yerine, Epikurus oku!!

hera said...

nietzcheyi artik okuyamiyorum zaten, ruhumu kaybettim-hukumsuzdur!

epikurus?

yuvakuran said...

Epikurus Turkiye de Pamukkale Hyrerapolis te kole olarak dogmus, Roma da un kazanmis bir filezof. Insana, duzeltilmesi elinde olmayan seylere uzulmemesini ogutler. Google onunla ilgili da cok sayfa bulabilirsiniz